|
3. Bölüm
Aisopos ile
Cezanne'nin Düeti
ASLAN, AYI, BİR DE TİLKİ
Bir aslanla bir ayı, bir ceylan yavrusu
bulmuşlar, senindir, benimdir diye kavga
ediyorlardı. Birbirlerine saldırıp öyle bir
dövüştüler ki sonunda ikisinin de gücü kalmadı,
yere yuvarlandılar. Oradan bir tilki geçiyordu;
baktı ki ikisinin de kımıldanacak halleri yok,
ceylan yavrusu da aralarında duruyor, hemen alıp
ikisine de aldırmadan geçip gitti. Aslanla ayı
bunu gördüler, gördüler ama kalkamadılar ve “
Vay bizim başımıza gelenler ! Demek ki bütün
emeklerimiz tilki içinmiş ! “ dediler.
O kadar terleyip eziyet çektikten sonra
kazandığımızı bir de başkalarına kaptırırsak,
üzülmez miyiz hiç ? Bu masal işte onu
gösteriyor.
ASLAN İLE KURBAĞA
Aslanın biri bir kurbağanın bağırmasını işitmiş,
o sese göre hayvan da büyüktür sanarak arkasına
dönmüş. Bir zaman beklemiş, sonra kurbağanın
dereden çıktığını görünce yanına yaklaşmış,
ayağı ile basıp ezivermiş : “ Sen boyuna
bakmayıp bir de böyle gürültü edersin ha ! “
demiş.
Bu masal, söz söylemekten başka elinden bir şey
gelmeyen gevezeler için söylenmiş.
ASLAN İLE YABAN DOMUZU
Yazın sıcaktan bütün hayvanların ağızlarının
kuruduğu günlerde, aslan ile yaban domuzu bir
pınar başına su içmeye gelmişler. Önce sen
içeceksin, önce ben içeceğim diye başlamışlar
çekişmeye, iş dövüşe binmiş. Hem de nasıl bir
dövüş; ya biri ölecek ya öteki. Nedense o sırada
arkalarına bakmışlar; bir de ne görsünler?
Akbabalar dizilmiş, biri ölsün de yiyelim diye
bekliyorlar. Bunun üzerine kavgayı bırakıp; “
Biz gene dost olalım, akbabaların, kargaların
eline düşmekten iyidir! “ demişler.
Hayırlısı kavgadan, dövüşten vazgeçmektir yoksa
sonu iki taraf için de kötü olur.
ASLAN İLE TAVŞAN
Aslanın biri uyuyan bir tavşan bulmuş,
yiyecekmiş; o sırada oradan bir geyik geçmiş.
Aslan tavşanı bırakmış, geyiğin arkasına düşmüş.
Tavşan gürültüden uyanmış, hemen kaçmış. Aslan
da geyiği uzaklara kadar kovalamış, bir türlü
yetişip tutamamış. Gelmiş gene tavşanı yemeye...
Ama tavşanı gel de bul, durur mu hiç ? Aslan “
Oh olsun bana, elimdeki av dururken onu bırakıp
da ümit peşinden koşmanın yeri miydi ? “
İnsanlar da öyledir; kazandıklarını beğenmez,
umuda kapılıp ellerindekilerden de olurlar.
ASLAN İLE YABAN EŞEĞİ
Aslan ile yaban
eşeği ava çıkmışlar. Aslan kuvvetli, tuttuğunu
parçalıyormuş; yaban eşeği de hızlı koşar, gidip
hayvanları çeviriyormuş. Akşam olunca aslan
avları üçe bölmüş : “ Bir parçasını ben
alacağım, çünkü ben kralım; ikinci parçayı da
ben alacağım, çünkü birlikte avlandık;
üçüncüsüne gelince, sen buradan hemen kalkıp
gitmezsen o üçüncü parça senin başına bir bela
getirir “ demiş.
Bir işe girişirken kendi gücümüzü kuvvetimizi
ölçmeli, bizden çok güçlülerle birlik olmaya
kalkmamalıyız.
ASLAN İLE EŞEĞİN AVLANMASI
Aslan ile eşek birlikte ava çıkmışlar. Bir
mağaranın önüne gelmişler. İçeride yaban
keçileri varmış. Aslan dışarıda pusu kurmuş,
eşek de içeri girip keçilerin arasında başlamış
sıçrayıp anırmaya. Keçiler korkup dışarı
fırlamışlar, aslan da bir çoğunu yakalamış. En
sonunda eşekte çıkmış; “ Nasıl ? Yiğitçe
savaşmadım mı? Hepsini de korkutup kaçırmadım mı
? “ diye kurum kurum kurulmuş. Aslan; “ Doğrusu,
senin bir eşek olduğunu bilmesem ben bile
korkacaktım ! “ demiş.
Bizi tanıyıp ne olduğumuzu bilenlerin yanında
övünmeye, böbürlenmeye gelmez, kendimizle haklı
olarak alay ettiririz.
ASLAN İLE BOĞA
Aslanın biri, koca bir boğayı öldürmeyi kafasına
koymuştu, ama bir türlü ele geçiremiyordu.
Sonunda bir kurnazlık düşündü. “ Ben bir koyun
kestim, tanrılara adağım vardı. Gel de birlikte
yiyelim! “ diyerek boğayı çağırdı. Maksadı, boğa
sofra başına uzanınca üzerine atılıp
parçalamaktı. Boğa geldi. Bir de baktı ki ortada
birçok leğen var, koca koca kebap şişleri var,
ama koyun ortalıklarda yok. Bunu görünce hiç
sesini çıkarmadan gerisin geriye döner. Aslan da
siteme başlar; “ Ayol nereye gidiyorsun ? Sana
bir kötülük eden mi oldu? Sebepsiz yere darılmak
da sana vergi ! “ dedi. Boğa; “ Benim kalkıp
gitmem hiç de sebepsiz değil. Hazırladığın
aletlere baktım da anladım, öylelerini koyun
için değil boğa için kullanırlar ! “ dedi.
Aklı başında kimseler, kötülerin oyununa kanmaz;
bu masal onu gösteriyor.
KUDURMUŞ ASLAN İLE GEYİK
Aslanın biri kudurmuş. Ormanda bu hali gören bir
geyik: “ Vay başımıza gelenler ! Bu aslan daha
kudurmadan önce çekilmez bir hayvandı, şimdi
bize kim bilir neler edecek ! “ demiş.
Kötülük etmeye alışmış kimseler, bir de güçlenip
kuvvetlendiler mi, yanlarına sokulmaya hiç
gelmez.
SIÇANDAN KORKAN ASLAN İLE TİLKİ
Aslanın biri uyuyormuş, bir sıçan gelip
vücudunun üstünde bir aşağı bir yukarı dolaşmış.
Aslan uyanmış, dört yanına dönüp o küstahın kim
olduğunu öğrenmek istemiş. Oradan bir tilki
geçiyormuş; bu hali görünce aslanla; “ Artık sen
sıçandan da korkuyorsun ! Yakışır mı senin
aslanlığına ? “ diye alay etmeye başlamış.
Aslan; “ Yok, ben sıçandan korkmadım ama uyuyan
aslanın üzerinde kim cesaret edip dolaşıyor diye
merak ettim” demiş.
Aklı başında kimseler, en küçük şeylere bile
aldırmazlık etmezler; bu masal onun için
söylenmiş.
EVDEKİ OĞLAK İLE KAVALCI KURT
Oğlağın biri sürüden ayrılmış, arkasına bir kurt
düşmüş. Kurtulamayacağını anlayınca dönmüş; “
Kurt, görüyorsun ki nasibim sana yemek olmakmış;
ye beni ama önce bir kaval çal da bari keyfimle
öleyim.” demiş. Kurt oğlağın bu sözlerine
kanmış, başlamış kaval çalmaya. O çalmış, oğlak
oynamış... Ama bu böyle sürer gider mi ? Kaval
sesi ta uzaklardan duyulmuş, köpekler koşuşup
kurdun peşine düşmüşler. Kurt oğlağa dönüp; “ Oh
olsun bana ! Ben kasabım, ne diye kalkar da
kaval çalarım ? “ demiş.
İnsan duruma bakmadan bir iş yapmaya kalktı mı,
çoğu zaman elindekileri de kaçırır.
EVDEKİ OĞLAK İLE KURT
Oğlağın biri evin içine girmiş, bir de bakmış ki
kapının önünden bir kurt geçiyor. Ağzını bozmuş,
başlamış sövüp alay etmeye. Kurt başını çevirip;
“ A zavallıcığım! Bana sen mi sövüyorsun sanki ?
O senin bulunduğun yer sövüyor ! “ demiş.
Bazen bulunduğumuz yerden, bulunduğumuz durumdan
cüret alır, kendimizden güçlülere meydan okuruz.
Bu masal işte bunu söylüyor.
İKİ DÜŞMANLAR
Birbirinden nefret eden iki kişi bir gemiye
binip yola çıkmışlar; biri geminin başına
oturmuş, biri de gitmiş ta geminin kıç tarafına
yerleşmiş. Denize epey açıldıktan sonra bir
fırtına kopmuş, anlamışlar ki gemi için kurtuluş
yok. Arkada oturan adam kaptana sormuş; “
Batacağız, batacağız ya, önce neresi batar ? “
Kaptan; “ Önce burun batacak “ demiş. Yolcunun
içi rahatlamış; “ Ben artık gam yemem, düşmanım
benden önce ölecek, ben de onun öldüğünü
göreceğim ya, yeter bana o kadarı ! “ demiş.
ENGEREK İLE TİLKİ
Engerek yılanının
biri, ırmağın üzerinde bir yığın dikene
çöreklenmiş gidiyormuş. Oradan bir tilki geçmiş,
durumu görünce; “ İyi doğrusu ! Böyle kaptana
böyle gemi yaraşır “ demiş.
Bu masal, fesatlık çıkarmak isteyen kötü adamın
halini gösterir.
KİŞNEYEN ÇAYLAK
Eskiden çaylağın sesi böyle değilmiş, keskin bir
sesmiş. Ama bir gün çaylak atın kişnemesini
duymuş, pek hoşuna gitmiş, kendi de ille öyle
bağırmak istemiş. Uğraşmış, bir türlü
becerememiş. Kişneyebilmek şöyle dursun, eski
sesini de yitirmiş. İşte o zamandan beri
çaylağın sesi ne at sesine benzer, ne de kuş
sesine.
Birçok insan herkesi kıskanıp ellerinden
gelmeyecek şeylere özenir, ellerinden geleni de
artık beceremez olurlar.
KUŞÇU İLE KARA YILAN
Kuşçunun biri ökselerini almış, kuş tutmaya
çıkmış. Bir ağacın üstünde bir ardıç kuşu
görmüş, ille onu yakalamak istemiş. Ökselerini
dizmiş, gözlerini yukarı dikip kuşu kollamaya
başlamış. O kuşu tutacağım diye çabalaya dursun,
yerde çöreklenmiş bir kara yılan olduğunu
görmemiş, uyuyan hayvanın başına basmış.
Karayılan canı acıyınca kuşçuyu sokuvermiş.
Kuşçu ölümden kurtuluş olmadığını anlayınca; “
Vay benim başıma gelenler ! Ben ava çıktım
sanıyordum ama asıl ben avlanmışım da haberim
olmamış “ demiş.
Öyledir işte; insan başkalarına kuyu kazayım
derken kazdığı kuyuya kendi düşer.
AT İLE ASKER
Askerin biri savaşa gitmiş, kendisiyle birlikte
türlü zahmetler çekiyor, tehlikelere atılıyor
diye atına iyi bakmış, her gün bol arpa
yedirmiş. Ama savaş bittikten sonra hayvanı zor
işlerde çalıştırmış, ağır yükler taşıtmış,
arpasını kesip yalnız saman yedirmiş. Gel zaman
git zaman bir savaş daha çıkmış; asker boru
sesini duyunca hemen atını hazırlamış, kendi de
silahını kuşanıp ata binmek istemiş. Ama artık
atın hali yokmuş ki ! Her adımda sendeleyip
düşüyormuş. Efendisine dönüp; “ Sen artık git de
piyade ol. Ben attım, sen beni eşeğe döndürdün.
Eşeği at edemezsin ki ! “ demiş.
Ortalık duruldu, her şeyler yolunda gidiyor
deyip tehlike zamanını unutmaya gelmez.
|