Ana Sayfa

E - Posta

Belgeler

7 Ocak 2009 Çarşamba

 

3. Bölüm


Aisopos ile Cezanne'nin Düeti

 

ASLAN, AYI, BİR DE TİLKİ
 

Bir aslanla bir ayı, bir ceylan yavrusu bulmuşlar, senindir, benimdir diye kavga ediyorlardı. Birbirlerine saldırıp öyle bir dövüştüler ki sonunda ikisinin de gücü kalmadı, yere yuvarlandılar. Oradan bir tilki geçiyordu; baktı ki ikisinin de kımıldanacak halleri yok, ceylan yavrusu da aralarında duruyor, hemen alıp ikisine de aldırmadan geçip gitti. Aslanla ayı bunu gördüler, gördüler ama kalkamadılar ve “ Vay bizim başımıza gelenler ! Demek ki bütün emeklerimiz tilki içinmiş ! “ dediler.

O kadar terleyip eziyet çektikten sonra kazandığımızı bir de başkalarına kaptırırsak, üzülmez miyiz hiç ? Bu masal işte onu gösteriyor.



ASLAN İLE KURBAĞA

Aslanın biri bir kurbağanın bağırmasını işitmiş, o sese göre hayvan da büyüktür sanarak arkasına dönmüş. Bir zaman beklemiş, sonra kurbağanın dereden çıktığını görünce yanına yaklaşmış, ayağı ile basıp ezivermiş : “ Sen boyuna bakmayıp bir de böyle gürültü edersin ha ! “ demiş.

Bu masal, söz söylemekten başka elinden bir şey gelmeyen gevezeler için söylenmiş.



ASLAN İLE YABAN DOMUZU

Yazın sıcaktan bütün hayvanların ağızlarının kuruduğu günlerde, aslan ile yaban domuzu bir pınar başına su içmeye gelmişler. Önce sen içeceksin, önce ben içeceğim diye başlamışlar çekişmeye, iş dövüşe binmiş. Hem de nasıl bir dövüş; ya biri ölecek ya öteki. Nedense o sırada arkalarına bakmışlar; bir de ne görsünler? Akbabalar dizilmiş, biri ölsün de yiyelim diye bekliyorlar. Bunun üzerine kavgayı bırakıp; “ Biz gene dost olalım, akbabaların, kargaların eline düşmekten iyidir! “ demişler.

Hayırlısı kavgadan, dövüşten vazgeçmektir yoksa sonu iki taraf için de kötü olur.



ASLAN İLE TAVŞAN

Aslanın biri uyuyan bir tavşan bulmuş, yiyecekmiş; o sırada oradan bir geyik geçmiş. Aslan tavşanı bırakmış, geyiğin arkasına düşmüş. Tavşan gürültüden uyanmış, hemen kaçmış. Aslan da geyiği uzaklara kadar kovalamış, bir türlü yetişip tutamamış. Gelmiş gene tavşanı yemeye... Ama tavşanı gel de bul, durur mu hiç ? Aslan “ Oh olsun bana, elimdeki av dururken onu bırakıp da ümit peşinden koşmanın yeri miydi ? “

İnsanlar da öyledir; kazandıklarını beğenmez, umuda kapılıp ellerindekilerden de olurlar.



ASLAN İLE YABAN EŞEĞİ

Aslan ile yaban eşeği ava çıkmışlar. Aslan kuvvetli, tuttuğunu parçalıyormuş; yaban eşeği de hızlı koşar, gidip hayvanları çeviriyormuş. Akşam olunca aslan avları üçe bölmüş : “ Bir parçasını ben alacağım, çünkü ben kralım; ikinci parçayı da ben alacağım, çünkü birlikte avlandık; üçüncüsüne gelince, sen buradan hemen kalkıp gitmezsen o üçüncü parça senin başına bir bela getirir “ demiş.

Bir işe girişirken kendi gücümüzü kuvvetimizi ölçmeli, bizden çok güçlülerle birlik olmaya kalkmamalıyız.



ASLAN İLE EŞEĞİN AVLANMASI

Aslan ile eşek birlikte ava çıkmışlar. Bir mağaranın önüne gelmişler. İçeride yaban keçileri varmış. Aslan dışarıda pusu kurmuş, eşek de içeri girip keçilerin arasında başlamış sıçrayıp anırmaya. Keçiler korkup dışarı fırlamışlar, aslan da bir çoğunu yakalamış. En sonunda eşekte çıkmış; “ Nasıl ? Yiğitçe savaşmadım mı? Hepsini de korkutup kaçırmadım mı ? “ diye kurum kurum kurulmuş. Aslan; “ Doğrusu, senin bir eşek olduğunu bilmesem ben bile korkacaktım ! “ demiş.

Bizi tanıyıp ne olduğumuzu bilenlerin yanında övünmeye, böbürlenmeye gelmez, kendimizle haklı olarak alay ettiririz.



ASLAN İLE BOĞA

Aslanın biri, koca bir boğayı öldürmeyi kafasına koymuştu, ama bir türlü ele geçiremiyordu. Sonunda bir kurnazlık düşündü. “ Ben bir koyun kestim, tanrılara adağım vardı. Gel de birlikte yiyelim! “ diyerek boğayı çağırdı. Maksadı, boğa sofra başına uzanınca üzerine atılıp parçalamaktı. Boğa geldi. Bir de baktı ki ortada birçok leğen var, koca koca kebap şişleri var, ama koyun ortalıklarda yok. Bunu görünce hiç sesini çıkarmadan gerisin geriye döner. Aslan da siteme başlar; “ Ayol nereye gidiyorsun ? Sana bir kötülük eden mi oldu? Sebepsiz yere darılmak da sana vergi ! “ dedi. Boğa; “ Benim kalkıp gitmem hiç de sebepsiz değil. Hazırladığın aletlere baktım da anladım, öylelerini koyun için değil boğa için kullanırlar ! “ dedi.

Aklı başında kimseler, kötülerin oyununa kanmaz; bu masal onu gösteriyor.



KUDURMUŞ ASLAN İLE GEYİK

Aslanın biri kudurmuş. Ormanda bu hali gören bir geyik: “ Vay başımıza gelenler ! Bu aslan daha kudurmadan önce çekilmez bir hayvandı, şimdi bize kim bilir neler edecek ! “ demiş.

Kötülük etmeye alışmış kimseler, bir de güçlenip kuvvetlendiler mi, yanlarına sokulmaya hiç gelmez.



SIÇANDAN KORKAN ASLAN İLE TİLKİ

Aslanın biri uyuyormuş, bir sıçan gelip vücudunun üstünde bir aşağı bir yukarı dolaşmış. Aslan uyanmış, dört yanına dönüp o küstahın kim olduğunu öğrenmek istemiş. Oradan bir tilki geçiyormuş; bu hali görünce aslanla; “ Artık sen sıçandan da korkuyorsun ! Yakışır mı senin aslanlığına ? “ diye alay etmeye başlamış. Aslan; “ Yok, ben sıçandan korkmadım ama uyuyan aslanın üzerinde kim cesaret edip dolaşıyor diye merak ettim” demiş.

Aklı başında kimseler, en küçük şeylere bile aldırmazlık etmezler; bu masal onun için söylenmiş.



EVDEKİ OĞLAK İLE KAVALCI KURT

Oğlağın biri sürüden ayrılmış, arkasına bir kurt düşmüş. Kurtulamayacağını anlayınca dönmüş; “ Kurt, görüyorsun ki nasibim sana yemek olmakmış; ye beni ama önce bir kaval çal da bari keyfimle öleyim.” demiş. Kurt oğlağın bu sözlerine kanmış, başlamış kaval çalmaya. O çalmış, oğlak oynamış... Ama bu böyle sürer gider mi ? Kaval sesi ta uzaklardan duyulmuş, köpekler koşuşup kurdun peşine düşmüşler. Kurt oğlağa dönüp; “ Oh olsun bana ! Ben kasabım, ne diye kalkar da kaval çalarım ? “ demiş.

İnsan duruma bakmadan bir iş yapmaya kalktı mı, çoğu zaman elindekileri de kaçırır.



EVDEKİ OĞLAK İLE KURT

Oğlağın biri evin içine girmiş, bir de bakmış ki kapının önünden bir kurt geçiyor. Ağzını bozmuş, başlamış sövüp alay etmeye. Kurt başını çevirip; “ A zavallıcığım! Bana sen mi sövüyorsun sanki ? O senin bulunduğun yer sövüyor ! “ demiş.

Bazen bulunduğumuz yerden, bulunduğumuz durumdan cüret alır, kendimizden güçlülere meydan okuruz. Bu masal işte bunu söylüyor.



İKİ DÜŞMANLAR

Birbirinden nefret eden iki kişi bir gemiye binip yola çıkmışlar; biri geminin başına oturmuş, biri de gitmiş ta geminin kıç tarafına yerleşmiş. Denize epey açıldıktan sonra bir fırtına kopmuş, anlamışlar ki gemi için kurtuluş yok. Arkada oturan adam kaptana sormuş; “ Batacağız, batacağız ya, önce neresi batar ? “ Kaptan; “ Önce burun batacak “ demiş. Yolcunun içi rahatlamış; “ Ben artık gam yemem, düşmanım benden önce ölecek, ben de onun öldüğünü göreceğim ya, yeter bana o kadarı ! “ demiş.



ENGEREK İLE TİLKİ

Engerek yılanının biri, ırmağın üzerinde bir yığın dikene çöreklenmiş gidiyormuş. Oradan bir tilki geçmiş, durumu görünce; “ İyi doğrusu ! Böyle kaptana böyle gemi yaraşır “ demiş.

Bu masal, fesatlık çıkarmak isteyen kötü adamın halini gösterir.



KİŞNEYEN ÇAYLAK

Eskiden çaylağın sesi böyle değilmiş, keskin bir sesmiş. Ama bir gün çaylak atın kişnemesini duymuş, pek hoşuna gitmiş, kendi de ille öyle bağırmak istemiş. Uğraşmış, bir türlü becerememiş. Kişneyebilmek şöyle dursun, eski sesini de yitirmiş. İşte o zamandan beri çaylağın sesi ne at sesine benzer, ne de kuş sesine.

Birçok insan herkesi kıskanıp ellerinden gelmeyecek şeylere özenir, ellerinden geleni de artık beceremez olurlar.



KUŞÇU İLE KARA YILAN

Kuşçunun biri ökselerini almış, kuş tutmaya çıkmış. Bir ağacın üstünde bir ardıç kuşu görmüş, ille onu yakalamak istemiş. Ökselerini dizmiş, gözlerini yukarı dikip kuşu kollamaya başlamış. O kuşu tutacağım diye çabalaya dursun, yerde çöreklenmiş bir kara yılan olduğunu görmemiş, uyuyan hayvanın başına basmış. Karayılan canı acıyınca kuşçuyu sokuvermiş. Kuşçu ölümden kurtuluş olmadığını anlayınca; “ Vay benim başıma gelenler ! Ben ava çıktım sanıyordum ama asıl ben avlanmışım da haberim olmamış “ demiş.

Öyledir işte; insan başkalarına kuyu kazayım derken kazdığı kuyuya kendi düşer.



AT İLE ASKER

Askerin biri savaşa gitmiş, kendisiyle birlikte türlü zahmetler çekiyor, tehlikelere atılıyor diye atına iyi bakmış, her gün bol arpa yedirmiş. Ama savaş bittikten sonra hayvanı zor işlerde çalıştırmış, ağır yükler taşıtmış, arpasını kesip yalnız saman yedirmiş. Gel zaman git zaman bir savaş daha çıkmış; asker boru sesini duyunca hemen atını hazırlamış, kendi de silahını kuşanıp ata binmek istemiş. Ama artık atın hali yokmuş ki ! Her adımda sendeleyip düşüyormuş. Efendisine dönüp; “ Sen artık git de piyade ol. Ben attım, sen beni eşeğe döndürdün. Eşeği at edemezsin ki ! “ demiş.

Ortalık duruldu, her şeyler yolunda gidiyor deyip tehlike zamanını unutmaya gelmez.