|
5. Bölüm
Aisopos ile
Monet'in Son Düeti
ASLAN İNİNE GİREN GEYİK
Geyiğin biri, avcılardan kurtulmak için koşarak
bir inin önüne gelmiş. İçeride bir aslan varmış.
Ama geyik ne bilsin ? Buraya sığınırım diye
dalmış içeriye. Aslan da geyiği yakalayıvermiş.
Geyik ölürken “ Neymiş benim bahtım! İnsanlardan
kaçayım derken kalktım kendimi parçalayıcı bir
hayvanın pençesine attım !..” demiş.
İnsanlar da böyledir işte. Küçük tehlikeden
kaçayım derken daha büyük tehlikelere
gittiklerini bilemezler!
TEK GÖZLÜ GEYİK
Bir geyiğin tek gözü varmış; ötekini bir ok
gelip çıkarmışmış.... Bir gün geyik göl kenarına
inmiş. Orada başlamış otlamaya : “ Hele sağlam
gözümü karadan yana çevireyim, avcılar gelirse
görür kaçarım; gölden tehlike gelmez, kör gözümü
o tarafa çeviririm “ demiş. Gölden bir sandal
geçiyormuş ; içindekiler geyiği görünce hemen
yaylarını kurup nişan almışlar, geyiği
devirmişler. Hayvancağız ölürken : “ Alnımın
kara yazısı ! demiş, karada tehlike vardır diye
karayı gözetliyordum, sığınırım dediğim göl bana
kötülük etti “
Biz insanlar da hesabımızda yanılırız; kötü
sandığımız şeylerden bakarsın iyilik gelir,
iyidir dediklerimiz kötü çıkar.
GEYİK İLE BAĞ
Avcılardan korkup kaçan bir geyik bir bağa
girmiş. Üzüm bağında bir çubuğun altına
saklanmış. Avcılar geçip gittikten sonra geyik :
“İyi yere saklanmışım doğrusu! Bir tehlike
kalmadı artık” deyip başlamış çubuğun
yapraklarını yemeye. Yaprakların hışırdadığını
duyan avcılar gerisin geriye dönmüş. “Şu çubuğun
altında kımıldanan bir hayvan olmalı” diyerek
yaylarını kurmuş, oklarını atmışlar. Geyik
vuruluvermiş. Öleceğini anlayınca; ”Ben ne
ettim? “ demiş ; bu bana müstahaktır, çubuk beni
kurtarmıştı, ben onun iyiliğini bilmedim de
kalktım yapraklarını yedim, ona eziyet ettim
!.."
İyiliğini gördüğün kimseye kötülük edeyim deme,
tanrı seni cezasız bırakmaz; bu masal işte onun
için söylenmiş.
MEŞE AĞAÇLARI İLE ZEUS
Bir gün meşe
ağaçları Zeus tanrıya yakınmışlar : “ Meğer biz
boş yere dünyaya gelmişiz ! Baksana şu halimize
! Bizim kadar balta yiyen ağaç var mı ? “ Zeus
onlara : “ Başınıza belayı siz kendiniz
getiriyorsunuz, demiş ; size inen baltanın sapı
sizden, iyi keresteniz oluyor, çiftçinin de
işine yarıyorsunuz. Öyle olmasaydı sizi de rahat
bırakırlardı. “
Nice kimseler vardır, başlarına belayı kendileri
getirirler, sonra da kalkar, suçu tanrılarda
bulurlar.
ODUNCULAR İLE ÇAM AĞACI
Birkaç oduncu birleşmişler, bir çamı
yarıyorlarmış ; ağacın odunundan önce üç beş
tane kama yaptıkları için işleri kolay
gidiyormuş. Çam bakmış ; “ Baltaya kızmıyorum,
elbette keser beni; ama benden doğan şu kamalar
yok mu, asıl onlarınki gücüme gidiyor ! “ demiş.
İnsana yabancının ettiği kötülük pek ağır gelmez
de eşten dosttan biri bir kötülük etti mi, en
çok ona üzülür.
KÖKNAR İLE BÖĞÜRTLEN
Köknar ile böğürtlen bir gün çekişiyorlarmış.
Köknar övünerek demiş ki : “ Bak ben ne güzelim,
boyum da nerelere yükseliyor ! Tapınakların
çatılarını, gemileri hep benden yaparlar. Sen mi
benimle boy ölçüşmeye kalkışacaksın ? Ben
neredeyim, sen neredesin ! “
Köknar böyle deyince böğürtlen bakmış : “ Sen
baltayı da testereyi de unutuyorsun galiba ;
yoksa sen de bencileyin bir böğürtlen olmak
isterdin ! “ demiş.
Ünüm var, sanım var diye övünmemeli ; ünsüz
sansız kişilerin günleri daha korkusuz geçer.
KARGA İLE HERMES
Karganın biri kapana düşmüş : “ Kurtulursam
Apollon tanrıya tütsü yakayım “ diye adak
adamış. Kurtulmuş, kurtulmuş ama sözünde
durmamış. Gel zaman git zaman gene bir tuzağa
düşmüş. Bu sefer de Hermes’e bir kurban adamış.
Hermes gözüküp : “ Behey alçak ! Senin sözüne
inanır mıyım hiç ? Senin ilk efendine adadığını
yerine getirmediğini unuttum mu ben ? “ demiş.
İnsan iyilik gördüğü bir kişiye nankörlük
ederse, bir daha başına bir şey geldi mi, artık
kimseden yardım ummamalı
HASTA KARGA
Karganın biri hasta düşmüş, anasına; “
Anneciğim, ağlama da tanrılara dua et ! “ demiş.
Anası; “ A oğul, hangi tanrıya dua edeyim ? Sen
etini aşırmadık tanrı mı bıraktın ? “ demiş.
Bu masal da şunu gösteriyor; çok düşman edinen
kişiler, başları sıkıya geldi mi hiçbir dost
bulamazlar.
ALAKARGA İLE KÖPEK
Alakarganın biri Athena’ ya kurban kesiyormuş,
köpeği de et yesin diye çağırmış. Köpek; “ Ne
diye masrafa giriyorsun ? Senin kurban kesmen
neye yarar ? Bilmez misin, tanrıça senden nefret
ediyor, senin geleceği bildirmene de hiç
inanmıyor “ demiş. Alakarga; “ Ben de onu
bildiğim için kurban kesiyorum ya ! demiş; belki
yumuşatırım da benimle barışır diyorum. “
İnsanlar da çoğu düşmanlarından korkup onlara
bir iyilik etmekten çekinmezler.
KUĞU İLE KAZ
Zengin bir adamın bir kuğusu ile bir de kazı
varmış ; ikisini bir arada besliyormuş ama
birini eti için, birini de sesi için. Kaz
beslenmiş, semirmiş, kesilme vakti gelmiş. Bir
gece onu kümesten çıkarıp kesmek istemişler.
Gece vakti uşakların gözleri iyi seçememiş, kaz
yerine kuğuyu yakalamışlar. Kuşlar ölürken
dünyaya bir şarkı ile veda edermiş. Kuğu da
kesileceğini anlayınca bir şarkı tutturmuş.
Sesinden tanımışlar, hayvancağız canını
kurtarmış.
Bu masal da müziğin gücünü gösteriyor.
DAVETLİ KÖPEK
Adamın biri eşine dostuna bir ziyafet çekiyormuş
; köpeği de kendi arkadaşlarından birini
çağırmış ; “ Gel de birlikte yiyelim” demiş.
Davetli köpek keyifli keyifli gelmiş. Yemeklere
bakmış, içinden; “ Talihim varmış ! Ziyafet
dediğin böyle olur işte !... Öyle bir yiyeceğim,
öyle bir yiyeceğim ki yarın bütün gün karnım
acıkmayacak ! “ demiş. O içinden böyle hülyalar
kurup dostuna güvene dursun, aşçı onun bir o
yana bir bu yana kuyruk sallamasından
sinirlenmiş, bacağından tuttuğu gibi pencereden
aşağıya atmış. Köpek bağıra bağıra evine
dönerken yolda arkadaşlarına rastlamış.
İçlerinden biri; “ Nasıl ? Yemekler iyi miydi ?
“ diye sorunca; “ İçkiyi pek fazla kaçırmışım, o
kadar sarhoştum ki nereden çıktığımı bilmiyorum
“ demiş.
Başkasının malı ile cömertliğe kalkana
güvenmemeli; bu masal onu anlatıyor.
TAVŞANLAR İLE TİLKİLER
Tavşanlar bir gün
kartallara savaş açmışlar, tilkileri de yardıma
çağırmışlar. Tilkiler; “ Yardıma gelirdik,
gelirdik ama sizi de tanırız, kimlerle
savaşıyorsunuz, onu da biliriz “ demişler.
Kendinden büyükle savaşa kalkışan artık selamet
beklemesin, bu masal onu gösteriyor.
TAVŞAN İLE TİLKİ
Tavşanın biri tilkiyi görmüş, “ Tilki kardeş,
senin için işini bilir, durumu yolundadır
diyorlar, doğru mu ? “ diye sormuş. Tilki; “
Şüphen varsa bir yol benim yuvama uğra, sana bir
yemek yedireyim de göstereyim “ demiş. Tavşan; “
Konduk yine! “ diyerek tilkinin peşine düşmüş.
İçeride bir de ne görsün, yiyecek bir şey yok,
dişe dokunur bir kendisi var. Aklı başına
gelmiş, ama iş işten geçtikten sonra neye yarar
? “ Anlaşıldı, tilki kardeş ! demiş ; cezamı
çekeceğim, sana işini bilir demeleri meğer çok
bildiğinden değil, kurnazlığındanmış “ demiş.
Herkes için ne söylendiğini merak edip de
öğrenmeye kalkışanların başına işte böyle büyük
belalar gelir.
|