|
6. Bölüm
Aisopos ile
Cezanne'nin Son Düeti
HERMES İLE HEYKELCİ
Hermes tanrı, bir gün; “ İnsanlar katında nedir
acaba değerim? “ diye merak etmiş, insan
kılığına girip bir heykelcinin dükkanına gitmiş.
Bir Zeus heykelini gösterip; “ Bunu kaça
verirsin? “ diye sormuş. Heykelci; “1 drahmi “
demiş. Hermes gülümsemiş: “ Ya Hera heykeli
kaça?” diye sormuş. O daha pahalıymış. Hermes
bakmış ki dükkanda bir de kendi heykeli var; “
Ben hem Zeus’un habercisi, hem de kazanç
tanrısıyım; büyüktür elbette benim değerim! “
diye düşünmüş, heykelin kaça olduğunu sormuş.
Heykelci; “ O ikisini alırsan, bunu sana
bedavadan veririm!” demiş.
Övüngen, ama başkalarının gözünde bir paralık
olan adamın halini bu masal ne iyi gösteriyor.
( Hera : Zeus’un karısı olan tanrıça )
HERMES İLE TOPRAK
Zeus erkekle kadını yarattıktan sonra Hermes’i
çağırmış; “ Şunları yeryüzüne götür de nereyi
kazacaklar, azıklarını nereden çıkaracaklar,
gösteriver” demiş. Hermes Zeus’un buyruğunu
yerine getirmiş, ama toprak önce karşı koymak
istemiş. Hermes; “Ne yapalım? Zeus öyle buyurdu!
“ deyince toprak; “ Peki, demiş, kazsınlar
istedikleri kadar ama bilmiş olsunlar ki çok ah
ettirecek, çok gözyaşı döktüreceğim onlara!”
HERMES İLE TEIRESIAS
Bir gün Hermes; “ Şu Teiresias için falcı
diyorlar ya! Bakalım iyi mi falcılığı ? Olup
bitenleri biliyor, dedikleri doğru çıkıyor mu?”
diye merak etmiş. Teiresias’ın köydeki
sığırlarını çaldıktan sonra insan kılığına
girmiş, şehre gidip kendisini görmüş.
Hayvanlarının çalındığını öğrenince Teiresias
Hermes’i yanına almış; “ Hele bakalım kuşlar ne
haber veriyor? “ deyip meydana gitmiş. Hermes’e
“Bak bakalım, ne kuş görüyorsun? “ diye sormuş.
Hermes bakmış ki bir kartal bir sağa bir sola
gidip duruyor; Teiresias’a söylemiş. Teiresias;
“Onun verdiği haber bize değil; sen daha bak, ne
görüyorsun?” demiş. Hermes gene bakmış, bu sefer
de gözlerini bir yukarı kaldırıp bir aşağıya
indiren bir alakarga görmüş, onu da söylemiş.
Falcı; “Hah! demiş, anladın mı alakarganın
dediğini ? Sığırlarını buldurmak senin elindedir
diye göğe de yere de and içiyor!”
Bu masal hırsızlar için söylenmiş.
HERMES İLE ESNAFLAR
Zeus Hermes’e : “ Git de esnaflara yalan ilacını
sun ! ” diye buyurmuş. Hermes yalan ilacını
ezmiş, bölmüş, hepsine birer parça dağıtmış. Ama
elinde daha birçok ilaç kalmış, esnaflardan da
payını almayan bir kunduracı varmış. Tanrı,
havanda ne kaldıysa hepsini kunduracıya içirmiş.
O günden beri esnafların hepsi yalan söyler ama
en yalancıları kunduracılardır.
Bu masal, hep yalan uyduran kimseler için
söylenmiş.
HERMES’ İN ARABASI İLE ARAPLAR
Bir gün Hermes arabasına türlü yalanlar,
düzenler yüklemiş, yola çıkmış. Her memlekete
varınca bir parçasını alır, dağıtırmış.
Arapların diyarına gelince, bilmem nasıl olmuş,
araba kırılıvermiş. Araplar da mal bulmuş gibi
hemen koşuşmuşlar, arabada ne bulmuşlarsa talan
etmişler, tanrının başka ülkelere gitmesine
fırsat vermemişler.
DEVE, FİL, BİR DE MAYMUN
Hayvanlar toplanmışlar, kendilerine bir kral
seçmek istemişler. Deve ile fil; boylarını,
kuvvetlerini öne sürerek diğerlerinden üstün
olduklarını söylemişler. Kendileri kral olmak
istemişler ama maymun kalkıp; “ Onlar kral
olamaz , deve öfke nedir bilmez, kötülere kızıp
da cezalandırmaz ki ! File gelince, o da domuz
yavrusundan korkar ; ya bir domuz yavrusu gelip
de bize saldırırsa ne olur bizim halimiz “
demiş.
Bazen küçük bir sebep insanın büyük yerlere
geçmesine engel olur, bu masal onu gösteriyor.
DEVE İLE ZEUS
Deve bakmış ki
boğa boynuzlarıyla övünüyor, kıskanmış, bu
yüzden kendisinin de boynuzları olsun istemiş.
Gitmiş Zeus’ un karşısına çıkmış, yalvarmış
yakarmış. Zeus; “ Bu koca boyunla kuvvetin sana
yetmiyor mu ki bir de gelmiş boynuz istiyorsun ?
“ diye kızmış, dileğini vermediği gibi
kulaklarının da yarısını koparmış.
Gözü doymaz nice insanlar vardır, başkalarını
kıskanır, ellerindekini de yitirdiklerinin
farkına varmazlar.
DEVE İLE İNSANLAR
İnsanlar deveyi ilk gördükleri zaman ödleri
kopmuş, o koca boyundan korkup kaçmışlar. Gel
zaman git zaman bakmışlar ki hayvancağızın bir
kötülüğü yok, kimseye dokunmuyor, yanına kadar
sokulmuşlar. Kızmadığını görünce ona kadar
yakınlaşmakla kalmayıp, boynuna bir yular
bağlayıp , üstüne çocuk bindirmişler.
İlk gördüğümüz zaman korktuğumuz nice şeyler
vardır ki zamanla alışır, hiç aldırmaz oluruz.
CEVİZ AĞACI
Yolun üstünde bir ceviz ağacı varmış, gelip
geçen herkes ceviz düşürmek için bir taş
atarmış. Ağaç da kendi kendine içini çekip
söylenirmiş ; “ Ne kara talihim varmış benim ki,
her yıl böyle bin eziyet , bin bela çekiyorum! “
demiş.
Bu masal öz malları yüzünden türlü cefalara
uğrayan kimseler için söylenmiş.
KUNDUZ
Kunduz; göllerde yaşayan dört ayaklı bir
hayvandır. Ayıp yerlerini kesip bazı
hastalıklara ilaç yaparlarmış, iyi gelirmiş.
Bunun içindir ki bir yerde görülüp de arkasına
düşüldü mü ne istediklerini bilir, önce
kaçarmış, ama yorulup da ümidi kalmadığını
anlayınca oralarını koparır, canını kurtarırmış.
İnsanların da akıllı olanları, malları yüzünden
bir derde uğrarlarsa onları feda ederek
canlarını kurtarırlar.
BOSTANINI SULAYAN BAHÇIVAN
Bahçıvanın biri bostanda sebzeleri suluyormuş.
Oradan bir adam geçmiş, ne zamandır merak
edermiş sormuş; “ Kuzum bahçıvan ! Yabani otlar
neden gürbüz oluyor, çabucak boy atıyor da
ötekiler cılız kalıyor, bir türlü büyümüyor ? “
demiş. Bahçıvan; “ Neden olacak? Toprak yabani
otlara analık ediyor, ötekilere ise üvey ana
gibi bakıyor de ondan. “ demiş.
Üvey ana eline düşen çocuklar da öyledir ; onlar
anası olan çocuklar gibi bakılmaz ki !
ARDIÇ KUŞU
Ardıcın biri bir ormana girmiş, oradan pek
hoşlanmış, başlamış çöplenmeye. Bir türlü
ayrılamıyormuş. Oradan bir kuşçu geçmiş hemen
ökselerini kurup kuşu kolayca tutuvermiş. Ardıç
kurtuluş olmadığını anlayınca; “ Gördün mü
başıma gelenleri ! Yiyip keyfedeceğim derken
şimdi canımı veriyorum! “ demiş.
Bu masal, zevk uğrunda kendini yitiren insanler
için söylenmiş.
HIRSIZLAR İLE HOROZ
Bir eve hırsızlar girmiş ama horozdan başka bir
şey bulamamışlar. Boş dönecek değiller ya !
Horozu alıp çıkmışlar. Evlerine götürüp horozu
kesmek istemişler. Horoz bıçağın hazırlandığını
görünce; “ Kıymayın bana, benden insanlara
iyilik gelir, ben herkesi işine gitsin diye
vaktinde uyandırırım “ demiş. Hırsızlar; “ Biz
seni kesmeyelim de kimi keselim ? demişler ; biz
ne zaman hırsızlığa gelsek sen ötüp milleti
ayağa kaldırıyorsun, bizim işimize engel
oluyorsun ! “
İyilerin işine yarayana kötüler garez olur ; bu
masal onu gösteriyor.
ALAKARGA İLE TİLKİ
Alakarganın birinin karnı açıkmış, gitmiş bir
incir ağacına konmuş. Bakmış incirler daha ham,
olsun diye beklemiş. Tilki onun orada öyle
beklediğini görünce merak etmiş, alakargaya
sebebini sormuş. Alakarga olayı anlatmış. Tilki
işin aslını öğrenince; “ A dostum! demiş, böyle
bir ümide bağlanmak da olur mu ? Ümit ; hülyalar
kurmaya yarar ama karın doyurduğunu hiç duymadım
! “
Bu masal, ümit peşinde koşanlar için söylenmiş.
KARGA İLE TİLKİ
Karganın biri bir parça et bulup çalmış, çıkmış
bir ağacın üstüne. Oradan bir tilki geçiyormuş;
“ Alırım ben bunun ağzından o eti ! “ diyerek
durmuş, karganın boyunu posunu, güzelliğini
övmeye başlamış; “ Ah ! demiş, senin bir de
sesin olsaydı, kuşların şahı olurdun !” Tilki
böyle deyince karga sesinin de ne kadar hoş
olduğunu göstermek istemiş, ağzından eti atıp
çığlıklar koparmış. Tilki hemen atılmış, eti
yedikten sonra; “ Ey karga ! demiş, doğrusu
güzelliğine de diyecek yok, sesine de , ama
kuşların şahı olmak için biraz aklın eksik ! “
Bu masal da ahmaklara ibret olsun.
|