|
ATATÜRK
İLKELERİ
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Laiklik
Devletçilik
İnkilapçılık
CUMHURİYETÇİLİK
Cumhuriyet bir
devlet biçimidir. Cumhuriyette esas olan ilk
öğe, devlet başkanının belli bir süre için
seçilerek iş başına gelmesidir. Bu bakımdan
cumhuriyet, başta bir hükümdarın bulunduğu
devlet biçimlerinden (monarşilerden) ayrılır.
Monarşilerde devletin başı, belli bir aile
içinden çıkar, normal koşullar altında, ölünceye
kadar iş başında kalır. Yerine gene aynı aileden
bir başkası gelir. Her monarşide, aile içinden
kimin hükümdar olacağı belli bazı kurallara göre
saptanır. Cumhuriyette devlet başkanı belli bir
süre içinde seçimle iş başına gelince, ileri
gelen diğer kişilerin de seçimle belirlenmesi
gerekir. Bunlar genellikle o toplumda yasa
koyacak kimselerdir.
MİLLİYETÇİLİK
Ait olduğu
milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için
diğer bireylerle birlikte çalışmaya, bu
çalışmayı ve bilinci, diğer kuşaklara da
yansıtmaya "milliyetçilik" denilir. Şu tanıma
göre milliyetçiliğin en önemli öğesi "millet"
olmaktır. Öyle ise millet nedir? Bir insan
topluluğuna millet diyebilmek için bazı
niteliklerin o toplumda olup olmadığı
saptanmalıdır. Bazı anlayış biçimlerine göre,
bir topluluğun millet sayılabilmesi için ırk
birliği yetişir. Bu eksik bir görüştür. Aynı
ırktan olmadıkları halde bugün milletlikleri
tartışılmaz topluluklar vardır,
İsviçreliler ve Amerikalılar gibi, bazılarına
göre ise millet olmanın baş şartı aynı dili
konuşabilmektir. Bu da her zaman doğru
sayılamayacak bir görüştür. İsviçre'de üç ayrı
dil konuşulur ama bütün İsviçreliler bir
millettirler. Buna karşılık aynı dili konuşan
pek çok Arap milleti vardır. Iraklılar ile
Faslılar aynı dili konuştukları halde aralarında
büyük farklar bulunur, ikisi de ayrı birer
millet sayılabilirler.
HALKÇILIK
Bir milleti
oluşturan, çeşitli mesleklerin ve toplumsal
grupların içinde bulunan insanlara halk denir.
Bu akımdan halkçılık ilkesi hem cumhuriyetçilik
hem de milliyetçilik ilkelerinin zorunlu bir
sonucudur. Atatürk'e göre millet ile halk
aslında tek anlama gelmektedir. Halkçılık ise
millet içindeki çeşitli insan gruplarının
çıkarına ve yararına bir siyaset izlenmesi,
halkın kendi kendini yönetmeye alıştırılmasıdır.
Halkçılık, cumhuriyetçiliğin doğal bir sonucudur
denildi ki, bu çok doğrudur. Cumhuriyet, halkın
kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesi
anlamına gelmektedir. Böylece cumhuriyet rejimi,
bir halk rejimi olmaktadır. Aynı biçimde,
halkçılık, milliyetçiliğin de bir sonucudur.
Millet halktan oluştuğuna göre, milliyetçilik,
Türk halkının mutluluğu için çalışmak, ortak
geçmişe ve geleceğe halkla birlikte bağlanmak
demektir.
LÂİKLİK
Türk ve yabancı
bütün bilim adamları Atatürk inkılâbının en
önemli öğesi olarak laikliği kabul ederler.
Gerçi Türk inkılâbı, içinde taşıdığı ilkelerle
bir bütündür. Ama bu bütünün dayandığı iki ana
temel, milliyetçilik ve laiklik, öteki ilkeleri
sağlamlaştırır. Laikliğin kısa tanımı, daha önce
belirlenmişti. Yeniden özetleyecek olursak,
laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının
dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır.
DEVLETÇİLİK
Atatürk ilkelerinin arasında
bulunan devletçilik, bir ekonomi siyasetidir.
Yukarıda anlatılan rejimlere benzemez. Milli
özelliklerimize uyan, gerekli kalkınmayı
sağlayacak bir model olan devletçiliğin hangi
şartlar altında nasıl doğduğu belirtilir.
Devletçilik, temel anlamıyla devletin ekonomik
hayatın içine girmesidir. Ama bu yapılırken
sosyalist model benimsenemez. Elinde sermayesi
olan vatandaşlar, birkaç alan dışında,
diledikleri biçimde üretime katılabilirler.
Devlet bunlara engel olmadığı gibi üstelik
gereken tedbirleri alarak işlerini
kolaylaştırır, kişileri üretim ve ticaret işine
özendirir.
İNKILÂPÇILIK
İnkılâp, bir
toplumun önemli kurumlarını kısa bir süre içinde
değiştirip kendini yenileştirmesi atılımıdır.
Tarihte önemli, büyük inkılâplar görülmüştür.
Atatürk yönetimindeki Türk Milleti de tarihteki
en önemli İnkılâplardan birini
gerçekleştirmiştir. Bir toplumda durup dururken
inkılâp yapılmaz, inkılâpların tarihten gelen
büyük sebepleri vardır. Türkler bir zamanlar
çağın Önemli devletlerinden birini kurmuşlardı.
Bu devlet yüzlerce yıl dünyanın sayılı
güçlerinden biri olarak kaldı. Ama Batı'da
gelişen akıl ve bilim çağına ayak uyduramadığı
için geride kalmaya, güçsüzleşmeye başladı. Çok
uluslu bir yapıda olduğundan milli bir birlik
kuramadı. Devleti kurtarmak isteyenler, hep eski
düzen ve belli kalıplar içinde değişiklikler
yaptılar. Oysa yapıyı değiştirmek gerekti ve bu
kaçınılmazdı.
|
|
|