|
PADİŞAHA GİREN KAZIK
Raviyan-ı ahbar ve nakılan-ı asar ve muhaddisan-ı rüzigar o güna
rivayet ve bu tarz üzre hikayet ederler ki, çook eski zamanlarda,
yeryüzünün bilinmedik bir yerinde, suları bol, dört yanı yol, kişileri
erimli, toprağı verimli, halkı erdemli, yazarları görkemli bir ülke
vardı. O ülkede her kişi salt kendi çıkarında olup, "gemisini kurtaran
kaptan, sen çuval giy ben kılaptan" diyerek, kimse kimseyi düşünmezdi.
Her koyun kendi bacağından asılır, her eşek kendi ayağından nallanır,
"bana ne gerek, baklava börek" deyip, her kişi karnı tok, sırtı pek
olunca, herkesleri de kendi gibi sanırdı.
Günlerden bigün bir kişi ortaya çıkıp,
- Ey aman, bana kazık giriyor, kazık giriyoooor!.. diye bir sözü
yerde, bir sözü gökte, haykırmaya başlayınca, önceleri hiç kimse
aldırmayıp,
- Ele giren kazıktan benim neme gerek... Tanrıya bin şükürler olsun,
bana kazık, mazık girdiği yoktur!.. diye bu sese kulak asmadı. Ama gel
gör ki, adamın,
- Kazık giriyoooor!.. diye bağırması öyle arttı ki, bağırtısından o
ülkede yaşayanlar tedirgin olup kayguya düştüler.
Kentin düzenini koruyan kolcular, subaşılar, hiç durmadan bağıran
adamı yakalayıp her yanına iyice baktılarsa da, hiçbir yerine giren
kazık görmediler.
- Bu herif yalancıdır, bağırır, çağırır, herkesi tedirgin eder!..
diyerek o kişiyi kentten uzak bir yere sürüp bir mağaraya kapadılar.
Gel zaman git zaman, günlerden bigün, "kazık giriyor!" diye bağıran
kişiyi çalyaka edip getiren kolcularla subaşı da,
- Kazık giriyooor!.. diye bağırmaya başladılar. Gürültülerinden yer
yerinden oynadı. Subaşını, kolcuları dertop yakalayıp Kadıya
çıkardılar. Kadı da onları bir iyice elden geçirip,
- Kazık mazık girdiği yoktur. Kazık girse görünür. Siz boş yere kenti
ayağa kaldırırsınız!.. diyerek, bir kesin yargıya bağlayıp o kişileri,
ayaklarına zincir vurup zindana attırdı.
Aradan gün geçti, ay geçti, bigün Kadı da cüppesinin etekleri havada
uçuşup, sarığı, kavuğu rüzgarda savrulup, sokağa uğradı.
- Kazık giriyooor, aman!.. diye bağırmaya başladı. Kadı'nın bağırtısı,
yüceliğince yüksek olduğundan, padişahın kulağına kadar gitti. Padişah
bu olan işlere çokça şaşıp,
- Bu iş ne iştir, Kadıya bile kazık girer. Bir iyice bakın bakalım.
Kadıya gerçekten kazık girer mi?.. diye buyrultu verdi.
Hekimbaşı, yanına varıp, Kadıyı evirdi, çevirdi, Kadı'nın her yanına
baktıysa da, hiçbir giren kazık görmedi. Sonunda, "Kadıya kazık
girmeyip, ancak kendüye kazık girmiş sanarak, hepimizi huylandırmakta,
kenti ayağa kaldırmaktadır. Aklından zoru olduğundan tımarhaneye
kapamak doğru olur..." diye rapor verdi. Hemen Kadıyı tımarhaneye
kapadılar.
Bir zaman sonra, Kadıya giren kazığı görmeyen Hekimbaşı,
- Ey amaan, bana da şimdi kazık giriyooor!.. diye gündoğumunda sıcak
döşeğinden sokaklara uğradı. Hekimbaşıyı böyle görenler, ellerini
dizlerine vura vura, kahkahadan iki büklüm olup,
- Vay hele, Hekimbaşı da mı delirmiş?.. Koca Hekimbaşı kendüya kazık
girmiş sanır... diyerek Hekimbaşıyı alaya aldılar. Tenekeler çalarak
kentin çocukları ardına düşüp, Hekimbaşıya, "Yuuu!.." çektiler.
Hekimbaşı,
- Bu dertten bir anlayan yok mu, ey yurttaşlarım!.. Bana giren kıymık
değil, kazıktır. Ben bu dertten onmam, ölürüm!.. diye veryansın
bağırıyordu.
Padişah da kızdı,
- Bunlar işi azıttı artık. Kendileri, kazık girer der, ama, hiç kimse
giren kazığı görmez. Bilirkişiler gelip baksın. Onların bilim gücü
vardır, biz görmeyiz de onlar görürler... buyurdu.
En büyük medreseden üç müderris, bilirkişi seçilip, Hekimbaşıya baştan
ayağa bir, bir daha baktılar. Hiçbir giren kazık görmediler.
- Giren çıkan kazık yoktur. Koskoca Hekimbaşı hiç utanmadan bizi
kandırmaya çalışır. Boş yere halkı ayaklandırır!.. dedikte,
Hekimbaşıyı, ellerini ayaklarını bağlayıp uzak bir yere sürdüler.
Aradan çok geçmeden, bilirkişi olan üç müderris de bigün,
- Ey aman din kardeşleri, kazık giriyor!.. diye sesleri çıktığınca
haykırmaya başladılar. Şeyhülislam olsun, reis-ül küttap olsun,
sadrazam olsun, hepsi de müderrislere bakıp,
- Boş yere yaygara edersiniz, kazık mazık girdiği yoktur!.. dedikçe,
müderrisler de,
- Bir gözü gören kul yok mu ey din kardeşleri! İşte kazık giriyor!..
diye çığlığı bastıklarından onlar da zindanlara atıldılar.
Gün erişip, bir zaman geldi, şeyhülislam ile bütün vezirler,
reis-ül-küttap, sadrazam da,
- Vay amaan, bu kazık ne kazıktır, Şimdi de bize girer!.. diye, bir
feryad ü figan eylediler ki tabir olunamaz!
Padişah,
- Ortada kazık yoktur. Olsa görünür. Yalan söylersiniz!.. dedi.
Amma gel gör, gitgide o ülkede yediden yetmişe, genci yaşlısı, bir
zaman geldi,
- Kazık giriyooor!.. diye bağırmaya başladı. Padişah da,
- Kendilerine kazık girmeyenler, kazık giriyor, diye bağıranlara
baksın. Bakalım, dedikleri doğru mudur?.. dedi.
Kendilerine kazık girmeyenler, kazık giriyor, diye bağıranlara iyiden
iyiye baktılarsa da hiçbir giren kazık görmediler.
- Padişahım çok yaşa!.. Sayende hiçbir kazık mazık girmeyip, bunlar
bozgunculuk etmektedirler... dediler.
Böylece bir zaman daha geçtikten sonra, o ülkede herkes bağırmaya,
kendine kazık girdiğini söylemeye başladı. Padişah da,
- Herkes birbirine baksın, gerçekten kazık girer mi?.. dedi. Herkes
birbirine baktı. Ama hiçbiri, öbürüne giren kazığı görmedi. Herkes
birbirine,
- Yalancı, sana giren kazık yoktur. Kazık yalnız bana girmektedir.
Senin yaygarandan benim sesime kulak asan olmuyor!.. diye bağırıp
hepsi birbirlerine düştüler.
Gel zaman git zaman, hiç kimse, "Kazık giriyor!" diye bağırmaz oldu.
Artık kazığa alışmışlardı. Hiçbir ses çıkmadı. Her ne olduysa, ilk
bağıranlara olmuştu.
Bir gece yansı saraydan bir ses yükseldi ki, o sesle yer yerinden
oynayıp, herkes yatağından fırladı. Padişah don gömlek kendini sokağa
atıp,
- Aman ey benim sevgili kullarım, yetişin! Bana da kazık giriyooor!..
diye durmadan bağırmaya başladı.
0 kentin kişileri,
- Padişahtır, yalan söylemez. Elbet kazık girdiği doğrudur. Bizden çok
bağırması da, herkese, rütbesine göre büyüklükte kazığın
girmesindendir. Padişaha giren kazık sultani olmak gerek... dediler.
Padişah yeri göğü inleterek,
- Ne durursunuz, gelip kazığı çıkarsanız ya... diye yalvardı.
Padişahın çevresindekiler,
- Ey sultanım, nasıl çıkaralım, bu kazık başka kazıklara benzemez.
Gözle görülmez. Elle tutulmaz. Acısını da kazığı yiyenden başkası
duymaz. Az daha sık dişini, bir zaman sonra bizim gibi sen de kazığa
alışır, rahata kavuşursun!.. dediler.
Geri Dön
|
|
|