Ana Sayfa

E - Posta

Belgeler

5 Eylül 2010 Pazar

  • PADİŞAHA GİREN KAZIK
    Raviyan-ı ahbar ve nakılan-ı asar ve muhaddisan-ı rüzigar o güna
    rivayet ve bu tarz üzre hikayet ederler ki, çook eski zamanlarda,
    yeryüzünün bilinmedik bir yerinde, suları bol, dört yanı yol, kişileri
    erimli, toprağı verimli, halkı erdemli, yazarları görkemli bir ülke
    vardı. O ülkede her kişi salt kendi çıkarında olup, "gemisini kurtaran
    kaptan, sen çuval giy ben kılaptan" diyerek, kimse kimseyi düşünmezdi.
    Her koyun kendi bacağından asılır, her eşek kendi ayağından nallanır,
    "bana ne gerek, baklava börek" deyip, her kişi karnı tok, sırtı pek
    olunca, herkesleri de kendi gibi sanırdı.
    Günlerden bigün bir kişi ortaya çıkıp,
    - Ey aman, bana kazık giriyor, kazık giriyoooor!.. diye bir sözü
    yerde, bir sözü gökte, haykırmaya başlayınca, önceleri hiç kimse
    aldırmayıp,
    - Ele giren kazıktan benim neme gerek... Tanrıya bin şükürler olsun,
    bana kazık, mazık girdiği yoktur!.. diye bu sese kulak asmadı. Ama gel
    gör ki, adamın,
    - Kazık giriyoooor!.. diye bağırması öyle arttı ki, bağırtısından o
    ülkede yaşayanlar tedirgin olup kayguya düştüler.
    Kentin düzenini koruyan kolcular, subaşılar, hiç durmadan bağıran
    adamı yakalayıp her yanına iyice baktılarsa da, hiçbir yerine giren
    kazık görmediler.
    - Bu herif yalancıdır, bağırır, çağırır, herkesi tedirgin eder!..
    diyerek o kişiyi kentten uzak bir yere sürüp bir mağaraya kapadılar.
    Gel zaman git zaman, günlerden bigün, "kazık giriyor!" diye bağıran
    kişiyi çalyaka edip getiren kolcularla subaşı da,
    - Kazık giriyooor!.. diye bağırmaya başladılar. Gürültülerinden yer
    yerinden oynadı. Subaşını, kolcuları dertop yakalayıp Kadıya
    çıkardılar. Kadı da onları bir iyice elden geçirip,
    - Kazık mazık girdiği yoktur. Kazık girse görünür. Siz boş yere kenti
    ayağa kaldırırsınız!.. diyerek, bir kesin yargıya bağlayıp o kişileri,
    ayaklarına zincir vurup zindana attırdı.
    Aradan gün geçti, ay geçti, bigün Kadı da cüppesinin etekleri havada
    uçuşup, sarığı, kavuğu rüzgarda savrulup, sokağa uğradı.
    - Kazık giriyooor, aman!.. diye bağırmaya başladı. Kadı'nın bağırtısı,
    yüceliğince yüksek olduğundan, padişahın kulağına kadar gitti. Padişah
    bu olan işlere çokça şaşıp,
    - Bu iş ne iştir, Kadıya bile kazık girer. Bir iyice bakın bakalım.
    Kadıya gerçekten kazık girer mi?.. diye buyrultu verdi.
    Hekimbaşı, yanına varıp, Kadıyı evirdi, çevirdi, Kadı'nın her yanına
    baktıysa da, hiçbir giren kazık görmedi. Sonunda, "Kadıya kazık
    girmeyip, ancak kendüye kazık girmiş sanarak, hepimizi huylandırmakta,
    kenti ayağa kaldırmaktadır. Aklından zoru olduğundan tımarhaneye
    kapamak doğru olur..." diye rapor verdi. Hemen Kadıyı tımarhaneye
    kapadılar.
    Bir zaman sonra, Kadıya giren kazığı görmeyen Hekimbaşı,
    - Ey amaan, bana da şimdi kazık giriyooor!.. diye gündoğumunda sıcak
    döşeğinden sokaklara uğradı. Hekimbaşıyı böyle görenler, ellerini
    dizlerine vura vura, kahkahadan iki büklüm olup,
    - Vay hele, Hekimbaşı da mı delirmiş?.. Koca Hekimbaşı kendüya kazık
    girmiş sanır... diyerek Hekimbaşıyı alaya aldılar. Tenekeler çalarak
    kentin çocukları ardına düşüp, Hekimbaşıya, "Yuuu!.." çektiler.
    Hekimbaşı,
    - Bu dertten bir anlayan yok mu, ey yurttaşlarım!.. Bana giren kıymık
    değil, kazıktır. Ben bu dertten onmam, ölürüm!.. diye veryansın
    bağırıyordu.
    Padişah da kızdı,
    - Bunlar işi azıttı artık. Kendileri, kazık girer der, ama, hiç kimse
    giren kazığı görmez. Bilirkişiler gelip baksın. Onların bilim gücü
    vardır, biz görmeyiz de onlar görürler... buyurdu.
    En büyük medreseden üç müderris, bilirkişi seçilip, Hekimbaşıya baştan
    ayağa bir, bir daha baktılar. Hiçbir giren kazık görmediler.
    - Giren çıkan kazık yoktur. Koskoca Hekimbaşı hiç utanmadan bizi
    kandırmaya çalışır. Boş yere halkı ayaklandırır!.. dedikte,
    Hekimbaşıyı, ellerini ayaklarını bağlayıp uzak bir yere sürdüler.
    Aradan çok geçmeden, bilirkişi olan üç müderris de bigün,
    - Ey aman din kardeşleri, kazık giriyor!.. diye sesleri çıktığınca
    haykırmaya başladılar. Şeyhülislam olsun, reis-ül küttap olsun,
    sadrazam olsun, hepsi de müderrislere bakıp,
    - Boş yere yaygara edersiniz, kazık mazık girdiği yoktur!.. dedikçe,
    müderrisler de,
    - Bir gözü gören kul yok mu ey din kardeşleri! İşte kazık giriyor!..
    diye çığlığı bastıklarından onlar da zindanlara atıldılar.
    Gün erişip, bir zaman geldi, şeyhülislam ile bütün vezirler,
    reis-ül-küttap, sadrazam da,
    - Vay amaan, bu kazık ne kazıktır, Şimdi de bize girer!.. diye, bir
    feryad ü figan eylediler ki tabir olunamaz!
    Padişah,
    - Ortada kazık yoktur. Olsa görünür. Yalan söylersiniz!.. dedi.
    Amma gel gör, gitgide o ülkede yediden yetmişe, genci yaşlısı, bir
    zaman geldi,
    - Kazık giriyooor!.. diye bağırmaya başladı. Padişah da,
    - Kendilerine kazık girmeyenler, kazık giriyor, diye bağıranlara
    baksın. Bakalım, dedikleri doğru mudur?.. dedi.
    Kendilerine kazık girmeyenler, kazık giriyor, diye bağıranlara iyiden
    iyiye baktılarsa da hiçbir giren kazık görmediler.
    - Padişahım çok yaşa!.. Sayende hiçbir kazık mazık girmeyip, bunlar
    bozgunculuk etmektedirler... dediler.
    Böylece bir zaman daha geçtikten sonra, o ülkede herkes bağırmaya,
    kendine kazık girdiğini söylemeye başladı. Padişah da,
    - Herkes birbirine baksın, gerçekten kazık girer mi?.. dedi. Herkes
    birbirine baktı. Ama hiçbiri, öbürüne giren kazığı görmedi. Herkes
    birbirine,
    - Yalancı, sana giren kazık yoktur. Kazık yalnız bana girmektedir.
    Senin yaygarandan benim sesime kulak asan olmuyor!.. diye bağırıp
    hepsi birbirlerine düştüler.
    Gel zaman git zaman, hiç kimse, "Kazık giriyor!" diye bağırmaz oldu.
    Artık kazığa alışmışlardı. Hiçbir ses çıkmadı. Her ne olduysa, ilk
    bağıranlara olmuştu.
    Bir gece yansı saraydan bir ses yükseldi ki, o sesle yer yerinden
    oynayıp, herkes yatağından fırladı. Padişah don gömlek kendini sokağa
    atıp,
    - Aman ey benim sevgili kullarım, yetişin! Bana da kazık giriyooor!..
    diye durmadan bağırmaya başladı.
    0 kentin kişileri,
    - Padişahtır, yalan söylemez. Elbet kazık girdiği doğrudur. Bizden çok
    bağırması da, herkese, rütbesine göre büyüklükte kazığın
    girmesindendir. Padişaha giren kazık sultani olmak gerek... dediler.
    Padişah yeri göğü inleterek,
    - Ne durursunuz, gelip kazığı çıkarsanız ya... diye yalvardı.
    Padişahın çevresindekiler,
    - Ey sultanım, nasıl çıkaralım, bu kazık başka kazıklara benzemez.
    Gözle görülmez. Elle tutulmaz. Acısını da kazığı yiyenden başkası
    duymaz. Az daha sık dişini, bir zaman sonra bizim gibi sen de kazığa
    alışır, rahata kavuşursun!.. dediler.
  • Geri Dön


     

    Bu site İstanbul İl'i Kadıköy İlçesi Bostancı semtinin sorunları ile ilgilenir.

    E-Posta : mail@bostanciplatformu.com

    © 2003