|
ÖZCAN DAVAZ

Doğumum babamın görev yeri dolayısıyla 1939 yılında Bursa’ya
Mayıs’ın20’sine rastlamış. Aslen ailecek çoook eski Bostancılıyız.
Doğduğumda “kocaman bir kafa / armut sapı boyun /teraziye koyun / iki kilo
dört yüzdirhem çekmişim”. Herhalde bunun üçte biri de artık ensemde /
boynumdaağrı ve sızılar yapmaya başlayan 60 cm kutrundaki başım.Eh… 68
yıldır bubaşı nereye gidersem gideyim, taşır dururum. 49-50’de Bostancı
Birinci İlkokulunu, 57-58’de GSL’ni, 61-62’de SBF’ ni,65 -66 da da ,
Maliye Bakanlığımızın lisans üstü eğitime gönderdiği memuru olarak Paris
İktisat Fakültesine bağlı ve o zamanların modası olan“planlı ekonomik
kalkınma” konusunda eğitim veren bir enstitüyü (İRFED)bitirdim.
Okullar toplam 19
yıl ediyor. İyi dayanmışım.Askerlik dahil 42yıl da memuriyet yapmışım.
Bunun 1 yılı İGEME’ de, 6 yılı Maliye HAZMİİT’de, 35 yılı da Hariciye’de
geçti. Dış görevlerde 2 tam,1 de ¼ yani çeyrek savaş yaşadık. Birincisi:
1973 İsrail Arap savaşı ve Şam’ın bombardımanı, Bu bombardıman sırasında
eşim Selma , Allah’a şükür bir çok kişinin öldüğü bir evden sağ çıkan dört
kişi arasında idi. İkincisi: 1984 ‘de Tahran’nın iki buçuk ay,
(Şubat-Nisan1984) hemen her gece bombalanması. Bu Rus ruleti gibi bir olay
: gün batımından gün doğumuna kadar ne zaman gelecekleri belli olmayan ama
he gece muhakkak gelip çok yükseklerden geçen Irak uçakları, koca binaları
peynir gibi kesen on on beş bomba atıp gidiyorlar. Piyango kime çıkarsa.O
tarihte 7-8 milyon nüfuslu bir kent olan Tahran’da siz gelin her akşamüstü
başlayan telaşa bakın. Ve çeyrek dediğim üçüncüsü 1974 Kıbrıs Barış
Harekatını hemen takip eden günler ve aylarda, ikinci harekatın bitişinden
bir gün sonra yani 19 Ağustos 1974’ten itibaren dört beş ay ,Lefkoşa’da
Yeşil Hat boyunca havan mermilerinin ve işaret fişeklerinin menzili ve
gölgesindeki yaşam,- Bu harpler ve olağanüstü durumla rsırasında, bir can
pazarı ortamında, can ve mal kaygısının ne demeye geldiğini, insanların
tersini yüzünü, içini dışını gördük ve belki de ayırt edebildik diye
düşünüyorum.
Deniz’i ve yüzmeyi
daha bebek yaşlardayken, balık tutmayı , salamura ve lakerda yapmayı ve
Marmara’da rüzgarların ismini, yönünü, enini boyunu daha 8-10 yaşlarından
itibaren Bostancı’da öğrendim.
Erol Hürbaş’ı 9-10
yaşındayken Bostancı’da tanıdım, ping pong ve diğer top’lu oyunları bir
güzel oynamayı da 8 yaşımdan itibaren yine Bostancı da öğrendim. Erol ile
gariptir 17,5 yıl, ya yan yana yataklarda, ya da ranzada alt alta veya üst
üst üste veya ortak tuttuğumuz evlerde ayrı odalarda uyuduk, hatta ikimiz
de evlendikten sonra aynı apartmanda veya komşu evlerde ve bir süre iş
yerlerimizde de aynı odalarda , aynı binalarda beraber yaşadık. Bu arada
görev dolayısıyla İsanbul’dan uzun yıllar uzakta kaldığımız için olsa
gerek, GSL ailesinde ölçüyü, sadakati, birlikteliğin erdemini, gerçek
dostluk ve arkadaşlığı elli yıldır büyük bir kararlılık ve sabırla bizler
ibirbirimizden haberdar tutmayı başaran ve kuşkusuz hepimizin teşekkür
borçlu olduğu DİK Kirkor’umuzdan (DİK: Devamlı İrtibat Koordinotörü–sakın
harflerle oynamayın-) geç de olsa öğrendim. GSL’ni sevdim ve mutlu
idim..
Ne kadar toplu
oyunlar varsa oynadım. Baştaping-pong , hatta sonra bir ara güreş’te de
11/C’ de iken 52 Kiloda Yersuvat’i yenip şampiyon oldum. Kupamı madalyamı
Z.Ömer Defne’nin elinden karşılıklı ağlayarak aldım.Sonra, aynı yıl
Liselerarası Şampiyona’da Sultanahmet Sanat’tan Ahmet diye biri beni
perişan etti Nerdeyse doğduğuma pişman oldum.
Eşim Selma’yı 23 yaşında
Ankara SBF’de tanıdım 26 yaşında evlendik. Tam kırk yıl bana, çok iyi
yetiştirdiği çocuklarımıza baktı ve bir diplomat eşi olmanın türlü
zorluklarını, gereklerini kusursuz yerine getirdi. 1966’da kızımız Zeynep
İstanbul’da,, 1972 Noel gecesi de ikizlerimiz Ahmet ve Mehmet Şam’da
doğdular , bir Katolik vakfı olan İtalyan hastanesinde.Evet tam da o Noel
gecesi Dünya’ya gelen ilk erkek çocuklardı. İsimlerini İsa ve Musa
koymadık diye galiba biraz hayıflanırım Ahmed’in eşi Alman Katina iki ,
Mehmet’in eşi Fransız Marie ise bir pek güzel torunlar verdiler Ama hepsi
pek uzaklardalar.
Emeklilikten sonra
yeniden yerleştiğim Bostancı’da beni bir yazma hevesidir sardı. Yazdığım
iki kitap basıldı. “Birisi Bostancı Masalları /Dört Masal Dört Mevsim.”
Daha taze, Aralık 2007’de Okuyan Us Yayınlarında çıktı. Diğeri, görev
yaptığım Bangladeş’de farkına vardığım bir şair.Namıdiğer ‘Asi Şair’ Kazi
Nazrül İslam. 13 Eylul 1921 Sakarya Zaferinin haberi Kalküta’ya gelir
gelmez 258 satırlık bir Kemal Paşa destanı yazıp;
‘Harikalar Yarattın sen Kemal
Harikalar /
Harikalar yarattın Kemal kardeşharikalar “
diye Gazi Paşamıza seslenen
şair. . Kitabın ismi Atatürk /Bangladeş / Kazi Nazrül İslam. Her ikisini
de okumanızı diliyor ve hal tercümemi Nazrül’den tercüme ettiğim ‘Eşitlik
Şarkısı’ isimli bir şiiri ile noktalıyorum. Bu şiiri çok ama çok
beğeniyorum. Çünkü bu bana biryandan özgürlük ve özgür insan üreten
Lisemizi,ve memleketimizde bir özgürlük ve Vakar abidesi olan Tevfik
Fikret’i, diğer yandan da Nazrül’ ün şiirinin çağrıştırdığı ülkenin
benzeri olan 50’li, 60’lıyılların Bostancısı’nı hatırlatıyor . İşte o
Şiirden bir dörtlük:
“Ben eşitlik
türküleri söylerim her zaman Orda erir bütün sınırlar Onda biter tüm
yabancılıklar Hindu , Budist, Müslüman Hıristiyan olmalar”
|