Ana Sayfa

E - Posta

Belgeler

7 Ocak 2009 Çarşamba

 

<<<< Diger Romanlar

BENİM ADIM MAYIS ; Buket UZUNER

Halkın derinliklerinden yükselen bir maceranın değişik kesintilerini,
anılarını yansıtıyor. İnsanların günümüzdeki yaşantısı, bilgeliği,
özlemleri, büyüklüğü ve küçüklüğü, yalnızlığı, hasretliği bizzat insanların
yaşadığı olaylar anlatılıyor. Orhan VELİ’nin şiirleri kitaba ayrı bir renk
katmaktadır.
Hayatımızda sevgi olduğu sürece kendimizi daha heyecanlı, yaratıcı ve daha
üretici hissederiz. Sevgi olmayınca da hayatımız boş ve manasızdır. İnsanlar
sevginin seçenek olmasını kabullenmede güçlük çekeceklerdir. Kim olursa
olsun, hangi ırktan, sınıftan, cinsiyetten ve kültürden... sevebiliyor
muyuz? İnsanlar doğuştan iyi yada kötü değildirler. O halde her insanı
sevmek olasıdır. Bu kural bizi, sevginin her türlü acıdan kurtaran ve her
sorunu çözen, kendi başına bir amaç olan büyülü bir güç olduğuna götürür.
Sevgide aşırı bağlılık olmamalıdır. Her insanda bir ölçüde bağımlılığın
izlerine rastlanması doğal olarak kabul edilebilir. Bağımlılık ihtiyacı
aşırıya kaçtığında kişiyi çevresinden özel isteklerde bulunmaya zorlar. “40
yıllık dostum Sulhi” adlı parçada da: Yakup’un, Sulhi’ye bağlılığı aşırı bir
bağlılıktır. Sulhi, Yakup ile ilgilendiği sürece işler yolunda gider, fakat
bunun tersi bir durum meydana geldiğinde Yakup’un dayandığı dayanak yıkılır
ve kendini yerde bulur. Gerçek yaşamda umduğunu bulamayan insanlar
hayallerle veya hayallerindeki kahramanlarla yaşar. “Bozkır Kurdu”
yeryüzündeki ilişkileri pek sağlıklı olmadığından dolayı hayali
kahramanlarla yaşar. Olmak istediğimiz kişilerin hayalleriyle heyecanlanmak
iyidir, ancak kim olduğumuz gerçeği içinde kalmak daha akıllıca olacaktır.
Kim olduğumuzu kabul edip, zayıflıklarımız yerine güçlü yanlarımızı koyarak
yazmalıyız. Ancak o sayede mutlu bir yaşam sürebiliriz.
Günümüzde insanlar arasındaki ilişkiler öyle sıradan öyle yavan hal almış ki
herkes birbirine yabancı, soğuk, sanki ayrı dünyaların varlıkları gibiler.
Sosyal bağlar bir yana içten bir gülümseyişi bile unutur olduk. Sebebi
nerede arayacağımızı bilmiyoruz, cevabını hiç bulamayacağız.....böyle
giderse!
Tüm alışkanlıklarımızı çocukluk yıllarında kazanırız. Bu çağda ne görür, ne
kapar isek, o alışkanlıklarımız bir ömür boyu bizimle yaşar. Sağlıklı bir
insan, ancak sağlıklı bir ortamda yetişir. Bu da beraberinde sağlıklı bir
toplumu getirir. İlişkilerimizde çocuklara gereken önemi vermiyoruz, sanki
karşımızda yaşıtımız var gibi davranıyor veyahut hiç görmüyoruz onları.
Büyüklerin yapması gereken çocuklara gerçekleri öğretmek, daha iyi bir dünya
kurmalarına yardımcı olmalıdırlar. Bu arada okulla gerçek yaşam arasında da
uçurumlar yaratmamak gerekir.
Temel hedefimiz bu olduğu takdirde sağlıklı bir nesil oluşacaktır.
Kaç kişi hayatımda hiç hasretlik çekmedim diyebilir. Elbette hiç kimse.
Anneye, babaya, kardeşe, dedeye, nineye, sevgiliye, çocuğa, köpeğe, kediye
vb. böylece sürüp gider. Kitapda genelde sevgiliye hasret konu alınmış olup
bunları üslubuna yakışır bir şekilde dile getirmiştir. Ancak sevgililer
istedikleri sona ulaşamamaktadırlar. Sebebi ya amansız hastalıklar ve sonucu
ölüm, veya sonsuz istekler olmaktadır. Parçada dikkat çeken bir yer ise
yaşamayan insanlara duyulan hasretliktir. Sebebini sorduğumuzda dünyada
yaşayan insanların çoktan ölmüş olduklarını onlarda yaşanacak hiçbir şeyin
olmadığını belirtmektedir. Tabii ki böyle insanlarda olabilir aramızda.
Kalabalığın içinde yalnızlık çekenlerde diyebiliriz.
Hasretliğin sebebi ise yalnızlıktır. Yazar kitabın genelinde yalnızlıktan
dolayı sitemlerde bulunan kahramanlar yaratmıştır. Gerçekçi bir açıdan
bakıldığında insanların devamlı birbirleriyle duygu alışverişinde
olduklarını görürüz.
İnsan ilişkileri gittikçe daha yoğunlaştığına göre, insanlar eskiye oranla
daha az yalnız olmalıydı. Etkileşimi bu kadar yoğunlaşmış insanın
yalnızlığından söz etmek garip gözükebilir. Karmaşıklaşan, yoğunlaşan
ilişkiler, kişilerin yaşamında yer alan sıcak ve yakın dostluk ilişkilerini
kaldırır, onun yerine geçici, biçimsel ve yüzeysel ilişkiler getirir.
Kitabımızdaki kahramanlarımız, istekleri ve arzuları gerçekleşmediği zaman
çoğu kez hayal kurmaya başlıyorlar. Bu hayal dünyası sayesinde, gerçek
dünyasında onu sıkan düşüncelerden uzaklaşıp, daha doyumlu görünen bir hayal
dünyasına giriyorlar. Hayal kurmak bazen gerekli ve yararlıdır. Hayal
kurmanın yaratıcı zekayı geliştirdiği ileri sürülmüştür. Ancak
kahramanlarımız gerçekle hayal arasındaki sınırı bilmediği ve kurduğu
hayaller gerçek dünyasıyla ilişkisini kestiği için zararlarını
görmektedirler.